İletişim: 0535 236 74 46 email:medyummustafa@yahoo.com.tr
Büyü, insanüstü güçlerin yardımlarıyla yapılan bir takım işler demektir. Ehli sünnet alimleri, büyünün hakikati ve varlığı hakkında ittifak etmişlerdir. Sahabe ve taabiyinden büyünün varlığını ve hakikatini inkar eden olmamıştır. Büyücülük islamdan önce Araplarda, Rumlarda, Hintlilerde, Mısırlılarda yaygın idi. Özellikle Hazreti Musa zamanında büyücülük itibarlı bir meslek idi. Hazreti Süleyman zamanında da yaygındı.  

                Tarihte ilk defa bildiğimiz büyü ve sihir ilmi Bakara Suresinin 102. ayeti kerimesinin ifadesine göre; Harut ve Marut adlı iki melek tarafından yeryüzüne indirildi. Faydalı işlerde kullanılması için öğretilen bu ilim, kötü işlerde de kullanılmıştır. Bıçak ve ateş, iyi işlerde kullanıldığı gibi kötü ve şer işlerde de kullanılır.

                Hayır ve şer her şeyi yaratan Allah’tır(c.c.). Ancak  Allah(c.c.) şerleri yaratırken rızası yoktur. Dünya bir imtihan yeri olduğundan, insanlara iyiliği ve kötülüğü, hayrı ve şerri seçme hürriyeti verilmiştir. Büyü, sihir ve cinler de Allah’ın (c.c.) iradesinin dışında hiçbir şey yapamaz; neticeyi yaratan O’dur.

                İlkçağ insanlarının mağara duvarlarına çizdiği bizon resimleriyle başlayan büyü, M.Ö. 3000 yılında beri vardır. Delillerle sabittir. Mısır ve Kalde'de altın çağını yaşadı. Mezapotamya'da filizlendi, eski Yunan ve Roma'da gelişti. Nesilleri ve çağları aşarak dünyanın dört bir yanına yayıldı. İnsanoğlu, yaratılışından bu yana her çağda bilinmezliğin kapılarını zorlamak, yaratılışın, yaşam ve ölümün sırlarını çözmek, doğaüstü güçlere hükmetme merakını yenemedi.

                 1. AK BÜYÜ          : Şifa amaçlı yapılan çalışmalar demektir. Zahiren acayip, fakat aslında tabii sebeplerle meydana gelmiş bir takım fiiller yapmak sanatıdır.

                     2. KARA BÜYÜ    : Asıl büyü bu olup, bazı kimseler perilerin ve özellikle şeytanların müdahalesi ile tabiat üstü bir takım fiiller yapabilecekleri iddiasındadırlar. Zarar verme amaçlı yapılan büyüler.

                3. TAKLİT BÜYÜ    : İnsanları ve insanların beyinlerini etkilemek amacıyla yapılan telkin ve büyülerdir.

                 Büyü muhtelif kavimlerde mevcuttu. KELDANİ'lerde Keldani büyüsü; Her yere yayılmış olan cinlerin tabiat hadiselerini vücuda getirdikleri itikatına dayanıyordu. Bu kuvvet, erkekten ziyade kadında bulunuyordu. Cadılar ve şeytanlar insanların bedenine girme gücüne sahip olduğuna inanıyorlardı.

                 Mısır'da büyü; Musa (A.S.)'dan evvel Mısırlılar tarafından kanunen caiz olan bir büyü kabul ediliyordu. Sihirbazların hayata ve ölüme tasarruf ettiklerine, iyi veya kötü cinleri yardım için çağırma gücüne sahip olduklarına ve tabiat kuvvetlerini diledikleri gibi kullanabileceklerine inanıyorlardı.

                 Uzak doğu ülkelerinde büyü; Çinliler büyünün her türlüsüne karşı derin bir alaka besliyorlardı. Felsefeci KONFÜÇYÜS'ten önceki dönemlerde WU denilen bir tür büyü devletin sosyal yapısında resmi bir mevki sahibi idi. 

                Yunan ve Romada büyü; Görünmez kuvvetleri beşerin iradesine mahkum kılmak sanattı. Yunan sihirbazları daha çok kendilerine hizmet edebilecekleri ümidiyle yabancı ilahlara müracaat ediyorlardı. TESALYA kıtası gizli sanatlara mensup en meşhur büyücüleri yetiştirmekle meşhurdu. Ayrıca büyü İmparator OGÜSTÜS zamanında büyük bir ehemmiyet kazanmıştı. 

                Yahudilikte büyü; Perileri davet etmek, şeytanları insanın iradesine mahkum kılmak yahudilikte mevcuttu. Yahudiler büyü formüllerinde eski zamanlarda ki geleneklerden yahut yabancı dinlerden gelen cin ve peri isimlerini almışlardır.

                 Batı dünyasında büyü; Bütün milletlerin arşivleri tetkik olununca büyüye ait olan bu tür inançlara rastlanır. Mesela KELTLER, TOTONLAR, İSKANDİNAVLAR ve FİNLER, Doğu milletleriyle bu konuda bir çok esaslı benzerlikler göstermektedirler.

                 İslamda büyü; Müslümanlardan bazıları büyü de Yahudilerden, Suriyelilerden, İranlılardan, Keldanilerden ve Yunanlılardan ders almışlardır. Tütsü, Tılsım, Muska, Cadılık, Fala bakmak hep oralardan gelmiştir. Aslında büyü ve büyücülük islamda yasaklanmıştır. Kur'an-ı Kerim'de büyücülerin iflah olmayacağı belirtilmiştir. 

                Kafirler kendilerini haklı çıkarabilmek, Allah'ın elçilerini yalanlamak için Onları büyücülükle, büyü yapmakla suçlamışlardır. Büyücülükle şuçlanan Peygamberlerden bazıları;

Hz. İSA (A.S.),   Saf suresi      Ayet: 6      Sayfa: 553.

Hz. MUSA (A.S.),    Zuhruf suresi     Ayet: 49    Sayfa: 495 ve Zariyat suresi    Ayet: 39    Sayfa: 521.

Hz. SÜLEYMAN (A.S.),  Bakara suresi    Ayet: 102    Sayfa: 17.

Hz. MUHAMMED (S.A.V.),    Hicr suresi    Ayet: 6    Sayfa: 263.

                 Yahudiler, Zariyat suresi  Ayet: 52   Sayfa: 524  ayetin ifadesine göre, bütün peygamberleri büyücülükle suçladıkları görülmüştür. Ama Peygamberlerin yaptıkları büyü değil, mucizelerden ibarettir.

                Ebu Hureyre' den (RA) rivayettir : "Yedi büyük günahtan sakının onlarda; Allah'a (CC) şirk koşmak, Sihir (Büyü) yapmak, Allah'ın haram kıldığı canı haksız olarak öldürmek, Faiz yemek, Yetim malı yemek, Savaştan kaçmak, Namuslu bir kadına iftira etmektir." Hadis-i Şerif.

               Cin suresi     Ayet: 6     Sayfa: 573:

                “Doğrusu insanlardan bazıları, cinlerden bazılarına sığınıyorlardı da, onların azgınlıklarını artırıyorlardı.“

                 Yunus suresi     Ayet: 53      Sayfa: 243:

                “Muhakkak nefis gerçekten kötülüğü, ahlaksızlığı, edepsizliği emreder. Ancak Allah’ ın  esirgediği müstesna. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.“

                Bakara suresi    Ayet: 175    Sayfa:27:

                “Onlar hidayeti verip dalalet ve sapıklığı, mağfureti bırakıp azabı satın alanlardır. Böyleleri ateşe nede sabırlı mahluklardır.“

                Yukarıdaki ayetlerin mealinden anlaşılıyor ki, negatif büyü imanı küfre, aydınlığı karanlığa, dünyayı ahirete, cenneti cehenneme, mutlu olmayı mutsuzluğa, Allah’a teslim olmayı şeytanlara teslim olmaya tercih edenlerin yapacağı iştir. Allah’a mütevekkil, mütezekkir, müteşekkir ve mütefekkir olanların yapacağı iş değildir.

BÜYÜNÜN  VARLIĞI

                Hazreti Aişe validemizden rivayet edildiğine göre, Lebib bin Asam adındaki bir yahudi, Peygamberimize tarak, kıl ve hurma kabuğu ile büyü yapıp ZİERVAN kuyusuna atmıştır. Peygamber Efendimiz günlerce bu büyünün tesirinde kaldı. Büyü, mübarek cismine, vücuduna ve gözüne isabet etmişti. Bir beşer olarak, maddi olarak rahatsızlanmış fakat peygamberliğine herhangi bir zarar gelmemiştir. Zevceleriyle uzun müddet ayrı kalmıştır.

                 Hastalık şiddetlenince Allah'a teveccüh ve dua ederek şifa dilemiştir. Bu arada bedeni güçsüz hale gelmiştir. Yakarış ve niyazdan sonra, uyku ve uyanıklık halinde, Yüce Allah (C.C.) tarafından gönderilen iki melek büyüyü yapanı ve yerini bildirmiştir  Hz. Peygambere (S.A.V.) kim tarafından, nerede, ne için büyü yapıldığını bildirmiş ve büyünün iptal edilmesi yolunu göstermiştir. Halsiz ve güçsüz düşen peygamberimize Allah’ın yardımı olarak MUAVVİZETEYN yani Felak ve Nas sureleri nazil olmuştur.

                Bu iki sure 11 ayettir. Lebib bin Asam bir saç kılına 11 düğüm atmıştır. Allah-u Teala bunu ve yerini Peygamberimize bildirmiştir. Bu surelerin ayetlerini okumasını emretmiştir. Peygamberimiz bir ayet okudukça iplikten bir düğüm çözülmüş ve kendisinde bir hafiflik hissetmiştir. Bütün düğümler açılınca Peygamberimiz (SAV) kendisine gelmiştir. Bu hadiseden anlaşılıyor ki büyü hurafe değil hakikattir Hz peygamberin bu sureleri okuması bizim okumamız için bir mesajdır bir işarettir ilahi bir emirdir.

                FELAK suresinin manası :

                “Ey Habibim De ki .. Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı bastığı vakit gecenin şerrinden, düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden, haset ettiği vakit kıskancın şerrinden, Sabahın rabbi olan Allah’a sığınırım.”

               NAS suresinin manası :

                “Ey Habibim De ki .. Sığınırım insanların rabbine, insanların hükümdarına, insanların ilahına, o sinsi (pusuya yatmış) şeytanın şerrinden sığınırım ki, insanların kalplerine vesvese verir, o vesvese verenler cinlerden de olur, insanlardan da.”

                Kendisinde her tür büyü, nazar, vesvese, manevi bir buhran ve sıkıntı olduğu düşüncesinde olanların bu sureleri okumalarını tavsiye ederim. Çünkü bu surelerin şifa maksatıyla okunduğuna dair hadis-i şerifler vardır. Bu sureler insanı koruyan manevi birer zırhdır.

                Hazreti Aişe ’den rivayettir;

                “ Hazreti Peygamber (S.A.V.) her gece yatmadan önce iki elini açarak birleştirir, ellerinin içine İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyarak üfler, elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar, ondan sonra yatardı. Ayrıca bu sureleri torunları olan Hasan ve Hüseyin’in üzerine okurlardı. “

                 Bakara Suresi      Ayet: 102        Sayfa 17 :

                “ Yahudiler, Allah’ın kitabını bırakarak büyü yapmaya tabii oldular ve Süleyman (AS) ‘nin saltanatını yıkmak, mülkünü tahtını, yetkisini ve ruhsatını yok etmek için şeytanların okudukları şeye, yani büyüye tabi oldular. Süleyman (AS) ise büyü yapıp ta küfre girmedi. Fakat şeytanlar küfre girdiler. Çünkü o şeytanlar insanlara Babil şehrindeki HARUT ile MARUT adındaki iki meleğe indirilen şeyleri, yani büyüyü öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek biz ancak bir imtihan için gönderildik. Sakın büyü yapmayı caiz görüpte, küfre girmeyin demedikçe, büyüyü hiç bir kimseye öğretmiyorlardı. İşte insanlar o iki melekten karı ile koca arasını ayıracak büyüleri öğreniyorlardı. Fakat, Allah'ın izni olmadıkça sihirbazların büyüsü ve sihiri hiç bir kimseye zarar verici olmaz. Onlar, Yahudiler ve şeytanlar ise kendilerini zarara sokacak ve hiç bir fayda vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. Ant olsun, onlar biliyorlar ki sihiri (büyüyü) satın alan kimse için ahirette bir nasip yoktur. Onlar sihir yapmayı benimsemekle kendilerini (nefislerini) ne kötü şeye satmış olduklarını eğer bir bilseler.”

                Değerli okuyucularım Ayet-i Kerimede geçen Harut ile Marut iki melektir. İnsan suretinde temessül ederek Babil şehrine indirilmiştir. Bazı zatlara göre bu iki melekten murat iki insandır. Salih ve Fazil iki zat oldukları için kendilerine melek denmiştir. Onlara nazıl olandan maksat ta ilham aldıkları yani mülhem oldukları ilim ve marifettir. Babil şehri ise Bağdat’a 93 km. uzaklıkta, Hille kasabası civarında, Keldani kavminin merkezi hükümeti olan meşhur bir şehir imiş. Keldani kavminin hükümdarı Nemrut tarafından bina edilmiş birbuçuk milyon nüfusu olan, en mamur, en müzeyyen ve muhteşem bir şehir imiş. Sihirbazların bol olduğu şehir, daha sonra çeşitli hükümdarların ellerine geçmiş, nihayet harap olmuş, ahalisi dağılmış, kendisinden eser kalmamıştır.

                Yunus Suresi     Ayetler: 79, 80, 81     Sayfa 219 :

                “Firavun, halkının ileri gelenlerine dedi ki ‘ Bana bütün bilgin ve sihirbazları getirin. ’  ” “Bilgin ve sihirbazları toplanıp geldiği vakit Musa onlara  ‘ Hadi ne duruyorsunuz ortaya ne hüner atacaksanız atın dedi. ‘  “ “Onlar da, hünerlerini, marifetlerini, sanatlarını ortaya atınca Musa onlara, ‘ Bu sizin yaptığınız bir sihirdir ki, muhakkak Allah onu iptal edecektir. ‘  dedi.”

                 A raf Suresi    Ayetler: 116, -117, 118, 119,  120    Sayfa: 165

                “ Musa sihirbazlara,  ‘ Hadi hünerinizi, marifetinizi ve sanatınızı ortaya atın. ’  dedi. Onlar da marifetlerini ortaya attılar. Halkın gözlerini büyülediler ve onların yüreklerine korku saldılar. Böylece büyük bir sihir meydana getirdiler.  ” “ Biz de Musa’ya  ‘ Asanı yere bırak. ’  diye vahy ettik. Birde baktılar ki, asa, onların bütün uydurduklarını yutuyor.” “ Artık hak ve hakikat meydana çıktı ve o sihirbazların bütün yaptıkları boşa gitti. ” “ Orada mağlup oldular ve küçük düşerek, dönüp gittiler. ” “ Böylelikle sihirbazlar secdeye kapandılar. ”

                 Taha Suresi     Ayetler: 68, 69      Sayfa 317 :

                “Biz Musa’ya,  ‘ Korkma Ya Musa sen üstünsün galip geleceksin, sağ elindeki asanı yere bırakıver o, onların yaptıklarını yutar, zaten onların yaptıkları bir sihir ve bir büyü hilesidir. ‘  dedik.”

MUCİZE

                Mucizenin lügattaki manası; Hazreti Allah’ın Peygamber kullarını  doğrulamak ve desteklemek için, insanların benzerini yani aynısını yapmaktan aciz kaldığı, harlkulade ve olağanüstü hallerdir. İnsanı aciz bırakan, karşı konulmaz, olağanüstü, garip ve tuhaf şey demektir. Hz. ALLAH, Peygamber kullarına mucizeler, Veli kullarına kerametler, mümin kullarına; his ilham kanaat ve tecrübe nasip ederek yardım eder.

                 Yüce Allah bütün peygamberlere çeşitli mucizeler vermiştir Hz Davut'un elinde demir hamur gibi yumuşardı cinler kuşlar ve rüzgar hazreti süleymanın emrindeydi Hz  isa çamurdan yaptığı şekle üfürünce bir hayvan meydana geldi. Hz ibrahimi ateş yakmadı Hz yunusu balık yuttu ölmedi Allahü teala resulunu gece bir anda mescidi aksaya götürdü cenneti cehennemi ve bilinmeyen yerleri gezdirdi.

                 Hz resulullahın parmaklarından bir orduya yetecek kadar su aktı ağaçlar kendisine selam verdi kendisine ikram edilen kebap ya resulullah beni yeme ben zehirliyim dedi put ve hayvanlar onunla konuştu. Kafirler  peygamber isen ayı ikiye ayır dediler Hz resulullah dua edince ay ikiye ayrıldı.

                 Değerli okuyucularım nasıl olurda bir şahadet parmağı ile ay ikiye ayırılır sizde takdir edersiniz ki elbette bu hadise Allah'ın kudret ve kuvvetidir Fil suresinin ifadesine göre kabeyi yıkmaya giden ebrehenin ordusunu ebabil kuşlarının imha edişi  Yüce Allah'ın kudret ve kuvvetidir.Bunları inkar etmek allahın kudretini inkar etmek demektir şeytanın yaptıklarına inanıpda peygamberlerin gösterdiği mucizeleri inkar etmek şeytanın yolunda olmayı göstermez mi .

                Enbiya Suresi Ayet: 79  Sayfa: 329

                “Ey Habibim deki, mucizeler Allah’ın kuvvet, kudret ve iradesiyle olur. Zaten bunları yapan biziz.”

                 1. Hz. Eba Eyyüb-el Ensari Hazretleri şöyle anlatır; “Bir defasında Resulullah ile Hz. Ebubekir’e yetecek kadar yemek hazırlayıp, huzurlarına götürdüm. Resulullah; ‘Ya Eba Eyyüb, Ensar’dan otuz kişiyi davet et.’ Ben yemeğin azlığını düşünürken ‘Ya Eba Eyyüb, otuz kişi daha davet et.’ buyurdular. O yemekten yediler, doydular. Bir mucize olduğunu anlayıp, imanları kuvvetlendi. Sonra Resulullah tekrar buyurdular; ‘Ya Eyyüb-el Ensari atmış kişi daha davet et.’ Ben mucize olarak yemeğin azalmadığını görüp, sevinerek atmış kişiyi daha Resulullah’ın huzuruna davet ettim. Yediler, doydular. Hepsi Resulullah’ın mucizesini tasdik edip, gittiler. Ardından Resulullah; ‘Ensardan doksan kişiyi daha çağır dediler.’ Resulullah’ın emri üzerine onar onar sofraya oturup yediler. Hepsi de bu büyük mucizeyi görüp gittiler. Yemek ise benim götürdüğüm gibi sanki hiç el sürülmemiş gibi duruyordu.”

                2. Hz. Davud (AS), devlet reisi olduğu zamanlarda kıyafet değiştirip halkın arasında dolaşırdı. yine bir gün kıyafet değiştirerek kendisini tanımayan birisine yaklaşır ve sorar; " Davud'u nasıl bilirsiniz ? " Adam da " Davud iyidir. Fakat bir kusuru var." der. " Kusuru nedir ? " diye sorar. Adam " Devlet hazinesinden maaş alıp ailesini geçindiriyor. " der. İşte o andan sonra Davud (AS) Allah'a yalvarır ve kendisine meslek edinmesi için dua eder. Allah'da O'na, demiri avucunda hamur gibi yoğurup, istediği şekli verme mucizesini ihsan eder. O günden itibaren Hazreti Davud (AS), ailesini demircilikten kazandığı ile geçindirir.

                 3. Ebu Cehil, Resulullah'ı namaz kılarken görürse muhakkak boynunu çiğneyip, yüzünü yerlere sürteceğine dair, taptıkları putlar olan Lat ve Uzza'ya yemin etmiş; daha sonra Peygamberimiz (SAV)'i namaz kılarken gördüğünde dediğini yapmak için yanına varmış. Fakat birden bire büyük bir korku ve dehşet içinde elleriyle korunarak, arkasına dönüp hızla uzaklaşmıştır. Kendisine; "Sana ne oldu ?" denildiğinde, "Onunla benim aramda ateşten bir duvar vardı ve bir takım kanatlılar gördüm" demiş, Resulullah'da "Ebu Cehil bana zarar vermek için yanaşsaydı, melaike onu parça parça ederdi" buyurmuşlardır.                         

               4-  Bakara Suresi    Ayet: 60     Sayfa 10 :

                 “Bir zamanlar, Musa susuz kalan kavmi için, bizden su istedi. Biz de -Ya Musa .. asan ile yanındaki taşa vur. – demiştik. Bunun üzerine o taştan on iki pınar su fışkırdı. Her insan, her kabile, su alacağı yeri bildi. -Allah’ın rızkından yiyin için, fakat yeryüzünde kötülük yaparak fesat çıkarmayın- dedik.”

                5- Maide suresi     Ayet: 110     Sayfa 127:

                 "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Seni Cebrail ile desteklemiştim. Hem beşikte, hem de yetişkin iken insanlarla konuşuyordun. Sana yazı yazmayı, hikmeti, Tevrat' ı ve İncil' i öğretmiştim. Benim ihsan ettiğim mucize ile çamurdan kuş şekli yapıyordun, sonra içine üfürüyordun da, benim iznim ile kuş oluyordu. Anadan doğma körü ve abraşı benim iznim ile iyileştiriyordun. Benim iznim ile ölüleri kabirlerinden diriltiyordun. Seni öldürmek isteyen İsriloğullarını senden defetmiştim de, seni öldürememişlerdi. Seni onlara açık mucizelerle gönderen bizdik."

                    Hz. İsa(A.S.)'nın çamurdan yapıp, üfürmesi ile canlanıp uçan kuş yarasa kuşudur. Çünkü yarasa Hz. İsa(A.S.)'nın mucizelerinden biridir. Yani Hz. İsa(A.S.)'nın mucizesiyle yaratılmıştır.

KERAMET

        Yunus suresi    Ayetler: 62, 63    Sayfa  217:

                    “Dikkat edin. Allah’ ın veli kullarına hiçbir zaman korku yoktur. Onlar üzülmezler, mahsun da olmazlar.” “ Onlarda öyle iman var ki, imanları sayesinde kademeye, dereceye ve takvaya ulaşmışlardır.“

                     İsra Suresi   Ayet : 70   Sayfa  290:

                    “Yemin olsun ki, gerçekten biz Ademoğullarını üstün yarattık. Onları karada ve denizde vasıtalarla taşıdık, hoş nimetlerle besledik ve onları yarattıklarımızın çoğunun üzerine üstün kıldık.“

                    Nem suresinin 40. ayetinin ifadesine göre yemen sultanı olan belkısın tahtı göz açıp yumuncaya kadar Hz süleymanın sarayına getirilmiştir kuranın ifadesine göre ehli kitapdan ve veliyullahdan bir zat olan aynı zaman da hz süleymanın veziri olan ASAF BİN BERHİYYA 'nın kerametidir.

                    1. Hazreti Ömer (RA) Medine' de Mescid-i Nebevi' de hutbe okurken, İran seferinde bulunan islam ordusunun düşman tarafından kuşatılmakta olduğunu görür. Ordu komutanına Ey Sariye bin cebel dağın arkasında ki düşmana  dikkat et. " diye bağırmıştır. Daha sonra İran seferinden Medine'ye dönen ordu komutanı , " Eğer, Hz Ömer olmasaydı helak olacaktık. " dedi bir kaç bin kilometre uzaklıkta olan ordunun ne halde olduğunu Hz Ömer nasıl görmüştür ? çünkü yüce Allah mekanları aradan kaldırmıştır bu da Halife Ömer'in kerametidir.

                    2. Uftade hazretlerinin müridi Mahmudi Hüdai Efendi, bir sabah Şeyhinin abdest suyunu hazırlamakta gecikir. İbriğe doldurduğu suya üfler. Suyu Şeyhine döktüğünde, Şeyhinin eli yanar. Şeyhi olan Üftade Hazretleri - Ya Mahmud, bu kadar ısıtılır mı bu hic ? - der. Mahmudi Hüdai, ısıtmadığını, sadece bir nefes üflediğini söyler. Üftade hazretleri, bir postta iki Şeyh barınmaz deyip, insanların irşadı için onu Üsküdar'a tayin edip gönderir.

                    3. Allah'ın (CC) Veli kulu olan Hamidüddin Veli Hazretleri, namı diğer Somuncu Baba, geçimini somun (ekmek) satarak sürdürmesine rağmen, hamurunu yoğurup, fırınını yaktığı görülmemiştir. Somun almaya gidenlerin, fırınının önünde bir mum yakıp içerden ekmek çıkarttığını görmüşlerdir.

                    4. Rivayete göre, Hacı Ahmet Efendi olduğu söylenen SARI ŞEYH, Rus harbi sırasında tarlada ekin biçerken tırpan elinde dönmeye başlar. Daha sonra bu hali sorulduğunda,  “ Elhamdurillah rus kafiri mağlup oldu der. “ Harpten dönen bir asker, “ Sarı Şeyh olmasaydı halimiz haraptı. İmdadımıza yetişti de harbi kazandık. “ diyerek şeyhin büyük bir zat, büyük bir Allah dostu olduğunu ifade eder.

                    5. Kanuni devrinin alimlerinden Merkez Efendi, hocası Sümbül-i Sinan Efendi'nin kızı olan Rahime Hatun ile evlenmek ister. Sümbül Efendi bir deve yükü altın getirirsen kızımı sana veririm dedi. Merkez Efendi, bir devenin üzerine iki çuval toprak doldurup Sümbül Efendi'nin evine götürür. Çuvalları boşalttığında çuvaldan toprak değil, çil çil altınlar dökülür. Talebesinin kerametini gören Sümbül Efendi; "Muradım ve maksatım sizden altın istemek değil, ailemin senin nasıl bir insan olduğunu görüp kanaat getirmesidir." der. Çok sevdiği kızı Rahime Hatun'u Merkez Efendi'ye nikahlar.

                    6. Tefsir-i Kebir’in yazarı, büyük alim Fatreddin-i Razi Hazretleri, bir Cuma günü Şam’da Emevi camiinde vaaz ediyor. Camide büyük bir kalabalık bir cemaat, muhteşem bir heyecan var. Mühiddin Arabi Hazretleri, camide vaaz dinlerken uykuya dalar. Yanındaki zat kendisini uyandırır. Tekrar uykuya dalar. Tekrar uyandırılır.

                  Muhiddin Arabi, uyandıran kişiye;  “ Şimdi burada senin Hızır olduğunu söylersem, halk hücum eder, kendini kurtaramazsın. ”  der. Camiden sonra Hızır(A.S.) Allah’a iltica eder.  “ Ya Rabbi. Bende seni sevenlerin listesi var. Oraya baktım. Bu zat o listede yok. Kimdir bu? ” diye dua eder. Hz. Allah;  “ Ey Hızır, Ben sana beni sevenlerin listesini verdim. Benim sevdiklerimin listesini değil. O benim sevdiklerimin listesindedir. ”  buyurur.

                    7. Mühiddin Arabi Şam’da pazar yerinde gezerken, birden aşka ve vecde gelip,  haykırır;  “ Ey ahali, ey halk. Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır. ”  der. Halk,  “ Biz Allah’a tapıyoruz. Nasıl olur da  ‘ Ayağımın altındadır. ‘ der. ”  Hiddetlenen halk Mühiddin Arabi Hazretleri’ni orada linç ederler. 300 yıl sonra Yavuz Sultan Selim Han Mısır seferine giderken, kışı Şam’da geçirir.

                  Namaz kılmak için Emevi Camii’ne giden Yavuz, caminin duvarında, taş bir levha üzerinde yazılı olan bir ibare görür; Şeyh-ül İslam olan Zembilli Ali Efendi’ye bunun manasını çözdürür. Zembilli Ali Efendi’nin verdiği cevap aynen şöyledir;  “ Yavuz Şam’a gelecek, Kabr-i Mühiddin’i bulacak. Yani,  Yavuz Sultan Selim Şam’a gelince benim kabrimi bulsun diye size emir veriyor. “ der. Yavuz Sultan Selim Han da araştırıp ve araştırma neticesinde Mühiddin Arabi’nin kabrini bulur.

                  Daha sonra Mühiddin Arabi'nin halka seslenerek, " Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır. " diya bağırıp, ayağı ile teptiği yeri tesbit eder. Burayı kazdırır. Mühiddin Arabi Hazretleri’nin ayağını teptiği yerden bir küp altın çıkar. Yavuz o altınlarla, kabri şeriflerini yaptırır. Burada önemli olan, Mühiddin Arabi Hazretleri’nin o gün itibariyle, 300 yıl sonra Yavuz Sultan Selim Han’ın Şam’a geleceğini bilmesidir.

İLHAM

                 Taha Suresi     Ayetler : 38, 39, 40     Sayfa : 315

                    "Ya Musa, hani bir vakit Firavun doğan çocukları öldürüyordu da, sen doğduğun zaman annen endişelenmişti. işte bu sırada şu ilhamı annene verdik." "Onu, yani çocuğu, sandık içine koyda denize bırak, denizde onu sahile atsın. hem bana düşman hem de ona düşman biri alsın, bir de korumam ve murakebem altında yetiştirilmen için, Firavunun üzerine tarafımdan bir sevgi bıraktım."  "Ya Musa, hani kızkardeşin, denize atıldıktan sonra seni takip ederek Firavunun sarayına gidip, hiç meme kabul etmediğini işitince, onu iyi bakacak birini bulayımmı size dedi. böylece seni tekrar annene verdik ki, gözü aydın olsun da kederlenmesin."

                    İsrailoğulları’nın hükümdarı Firavun gördüğü rüyayı kahinlerine tabir ettirmiştir. Kahinler de,  ‘ İsrailoğulları’ndan bir erkek çocuğu tahtını elinden alacaktır. ‘  yorumunu yapmışlar. Bakara Suresinin 49. ayetinin beyanatına göre Firavun, İsrailoğullarından doğan erkek çocukları öldürmeye başladığı bir dönemde Musa (A.S.) Dünya’ya teşrif etti.

                    Hz.Musa’nın annesi Yuhanez Hanım, Firavun’un diğer erkek çocukları gibi oğlunun da öldürülmesinden korkuyordu. Yukarıdaki ayeti kerimede ilham edildiği gibi oğlunu bir sandığa koyarak Nil nehrine bıraktı. Nehir de O’nu sahile yani Firavun’un bahçesinin kenarına attı. Hanımı Asiye ile bahçede oturan Firavun, sandığı görünce merak ederek sudan çıkardı. İçindeki çocuğu görünce şaşırır. Firavun Allah’ın izniyle çocuğa derin bir muhabbet, derin bir sevgi besler.  Yukarıdaki ayetler Hz. Allah’ın, Musa(A.S.)’ın annesine ilham göndererek yardım ettiğini ifade eder.

GAYBI   ALLAH   BİLİR

                    Tevbe Suresi    Ayet: 78    Sayfa: 200

                    “Allah’ın gaybları en iyi bilen olduğunu hala anlamadılar mı ? “

                    Yunus Suresi    Ayet: 20    Sayfa: 211

                    “De ki, gaybı bilmek Allah’a mahsustur. O halde azabı bekleyin, Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.“

                    Hud Suresi    Ayet: 123     Sayfa: 236

                    “Göklerin ve yerin gaybı Allah’a ayittir.“

                    Hucurat Suresi    Ayet: 18     Sayfa: 518

                    “Muhakkak ki Allah göklerin ve yerin gaybını bilir. Bütün yaptıklarınızı da görür.“

                    En’ am  Suresi     Ayet : 59     Sayfa: 135

                    “Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Onları ancak Allah bilir. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek tane, yaş ve kuru ne varsa Allah’ın ilmindedir ( Levhi Mahfuzdadır).“

                    A raf Suresi    Ayet: 188     Sayfa: 176

                    “De ki, Ben Allah’ın dilediğinden başka, kendi kendime ne bir menfaati kazanmaya, ne de bir zararı defetmeye sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, daha çok hayır yapmak isterdim, ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı."

                    Sebe Suresi    Ayet: 14     Sayfa: 430

                    “Eğer cinler gaybı bilmiş olsalardı, o zillet ve azap içinde bekleyip durmazlardı. İnşaatına memur edilipte bir yıl daha zahmetle ikmal ettikleri Beyt’ül Makdis’i ( Mescid-i Aksa’yı ) inşa etmezlerdi.“

                    Bu ayetin ifadesinden anlıyoruz ki Hz Süleyman'ın cinlerin gözü önünde öldüğünü bilemediler de gaybı nereden bilsinler.

                    En’am Suresi    Ayet: 50    Sayfa: 134

                   “De ki,  ‘ Ben, Allah’ın hazineleri yanımdadır, diye size söylemiyorum, gaybı da bilmem. Size ben bir Melek’im de demiyorum. Ben, ancak bana vahy olan Kur’ana uyarım. ’ De ki,  ‘ Gözü kör olanla gören ( inananla inanmayan; müslüman olanla olmayan ), bir olur mu? Artık düşünmez misiniz?’ ”

                    Lokman Suresi    Ayet: 34    Sayfa: 415

                    “Kıyametin ne zaman kopacağının ilmini Allah bilir. Rahimlerde (erkek, dişi, sağlam, sakat iyi ve kötü) olanı Allah bilir. İnsanın yarın ne kazanacağını ( başına ne geleceğini ) Allah bilir. İnsanın nerede, ne zaman ve nasıl öleceğini Allah bilir. O Allah ki, Alim’dir, Habir’dir.”

ALLAH  DİLEDİĞİNE  GAYBI  BİLDİRİR

                     Al’i İmran suresi     Ayet: 179     Sayfa: 74:

                    “Allah size gaybı bildirmez. Fakat Peygamberlerden dilediği Peygamber müstesna.“

                    Cin suresi     Ayet: 26 ve 27     Sayfa: 574:

                    “Allah gaybı bilendir. Allah gaybı hiçbir kimseye muttali kılmaz. Ancak dilediği Peygamber müstesna.“

                    Mubarek kandil gecelerinden olan Berat gecesinde Hazreti Allah(C.C.) insanların bir yıllık kaderini Levhi Mahfuzdan yani Allah'ın arşivi olan bize göre gayb alemden şahadet alemine yani Dünya alemine indirir. Bir yıllık kader demek, o yıl içinde doğacakların ve öleceklerin, evleneceklerin ve evli olup ayrılacakların, mutlu olup ve mutsuz olacakların, zengin ve fakir olacakların listesini gönderir. Bu itibarla şahadet aleminde olan bilgileri cinlerden ve insanlardan bazılarının bilmeleri mümkündür.

                    Hazreti Peygamber (S.A.V.) buyuruyor;

                    1. “ İstanbul elbette feth edilecektir. O’nu feth eden kumandan ne güzel kumandan, O’nu feth eden asker ne güzel askerdir. “

                    2. “ Peygamberim diyen yalancılar çıkacak. Benden sonra Peygamber gelmeyecektir. “

                    3. “ Kur’andan başka bir şeye uymayız diyenler, Kur’andan başka delil kabul etmem diyenler çıkacaktır. “

                    4. “ Fuhuş yayılacaktır. Fuhuş yayılınca frengi, bel soğukluğu ve aids gibi bulaşıcı hastalıklar çıkacak. “

                    5. Rivayet; Bir gün Hazreti Peygamber birkaç sahabe ile Uhud dağında bulunur. O esnada zelzele olur, dağ sallanmaya başlar. Hazreti Peygamber dağa hitaben,  “ Ey dağ, sallanma sakin ol.  Üstünde bir Peygamber, bir sıddık, ikide şehit var buyurdular. “ Üstünde bir Peygamber var ifadesi kendisini.Üstünde bir sıddık var ifadesi Hazreti Ebubekir’i. İkide şehit var ifadesi Hazreti Ömer ve Hazreti Osman’ın şehit olacağının haberini vermiştir.

                     Necm  Suresi   Ayet : 3, 4   Sayfa 527:

                    “ O Peygamber ki, boş konuşmaz. “ “ O’nun söylediği, O’nun konuştuğu, O’nun haber verdiği vahiyden, Allah’ın emrinden ve keramullahdan ibarettir.. “

                    6. Rivayet; Bir gün Resulullah’ın devesi kayboldu. Bunu fırsat bilen munafıklar, “ Göklerden ve yerden, cennetten ve cehennemden bahsediyordu. Kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor. “ dediler. Münafıkların bu sözü Resulullah’a ulaşınca; “ Vallahi ben ancak Rabbimin bana bildirdiklerini bilirim. Şu anda dahi Rabbim bana devemin nerede olduğunu bildirdi. Devem şu anda falanca yerdedir. “  buyurdu. Tarif edilen yere gidenler, deveyi bir ağaca bağlı olarak buldular.

                    7. Hazreti Peygamber (S.A.V.); “ Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı gaybları haber veren, keramet ehli zatlar var idi. Ümmetimden de vardır. Ömer onlardan biridir.” buyurdular. Rivayete göre; Hz. Ömer Medine’de Mescid-i Nebevi’ de bir Cuma günü hutbe okurken, İran seferinde bulunan ordusunun düşman tarafından kuşatılmak üzere olduğunun haberini alır. Ordu komutanı olan Sariye’ ye; “ Ey Sariye, dağa dikkat et. “ deyip, ordusunu ve komutanını uyarmıştır. Medine’ de bulunan Hz. Ömer’ in, ordusunun ne halde olduğunun haberini nasıl almıştır ?  Medine;’ de bulunan Hz. Ömer’ in İran seferinde bulunan ordu komutanı Sariye’ ye sesini nasıl duyurmuştur.

                    8. Rivayet; Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri, zamanın padişahı olan  II. Murat’a,  “ Padişahım İstanbul’u muhasara etmek için sizi muhteşem hazırlıklı görüyorum. Ancak bu fetih size müesser olmayacaktır. Beşikteki oğlunuz olan Mehmet’e  nasip olacaktır. Benim talebem , O’ nun  hocası olacak olan AK ŞEMSETTİN  ile beraber İstanbul’a gireceklerdir. “ dedi. Hacı Bayram-ı Veli beşikteki bir çocuğun İstanbul’u feth edeceğinin haberini vermiştir.

                    9. Fatih'in İstanbul'u kuşatmasının uzaması, devlet adamlarını ümitsizliğe düşürdü. Buna rağmen, Fatih çok ümitliydi. Çünkü askeri fethe karşı gayrete getiren bir din büyüğü AKŞEMSETTİN vardı. O, şeyhi HACI BAYRAM-I VELİ’nin yıllar önce;  “İstanbul’un fethini şu çocuklarla bizim köse görürler!”  sözünü biliyor ve tahakkuk edeceğine kalpten inanıyordu. Yurt dışından Padişaha gelen bazı devlet adamları;  “ Bir sofunun sözüyle bu kadar asker kırdırdın ve bütün hazineyi tükettin dediler.

                     FATİH Sultan Mehmed Han, veziri olan Veliyüddin Ahmet Paşa’yı, hocası Akşemseddin’e göndererek;  “ Hünkarıma sor, Acep Fetih ne zaman müesser ola  Mana aleminde dalan Hz Akşemseddin  şöyle cevap verdi:  İçinde bulunduğumuz yılın Şu ayında şu gününde Seher vakti Yani sabaha karşı fetih müesser olacaktır. Ancak işaret ederek Haliçi gösterir Onun içindir ki Fatih Sultan Hocasından aldığı işaretle karadan kızaklarla gemileri haliçe indirmiştir.

                    Karadan gemilerin denize inmesinin mümkün olmayacağını söyleyenler olmuşsada Fatih Sultan gür sesi ile mümkün olmayanı mümkün kılmak imkansızı imkan yapmak Allahın izni ile bizim işimizdir diyip kararını vermiştir. Tarif edilen yıl tarif edilen ay tarif edilen gün tarih edilen vakit geldiğinde top sesleri ile Allahu ekber sesleri İstanbul'u inletiyordu  Bu itibar ile fetih müesser olur yeni bi çağ kapanıp yep yeni bi çağ açılmıştır.

                 Akşemsettine " İstanbul'un fethedileceği zamanı nasıl bildin? "  diye sorulunca, Hz Hızır(A.S.)  ile, Ebced  ilm-i  üzere İstanbul'un fetih vaktini çıkarmıştık hatta Fetihden sonra HZ  Hızır(A.S.)'ın, yanında evliyadan bir cemaat olduğu halde hisara girdiğini gördüm. Kale fetholunduktan sonra da, Hızır(A.S.) kardeşimi kalenin üzerine çıkmış oturur halde gördüm... " dedi.

                Ebu Hureyre' den (RA) rivayettir : Peygamber Efendimiz (SAV);

                "Yedi büyük günahtan sakının onlarda; Allah'a (CC) şirk koşmak, Sihir (Büyü) yapmak, Allah'ın haram kıldığı canı haksız olarak öldürmek, Faiz yemek, Yetim malı yemek, Savaştan kaçmak, Namuslu bir kadına iftira etmektir."

Hava Durumu

Canlı Tv İzlemek için Tıklayın